gibi değil...
tutunuşu ışığın aynaya
parmağıma batıyor kırık uçları keskin
canımı yakıyor
gibi değil...
sallanmıor rüzgarında yaprakları
kara gökyüzü bu kentin
perdeyi açmadım
gitmedi elim
''doğru''lunca divanımdan
daha bi ince geldi bileklerim
dileklerim...
yoğruldum
ne kadar değersizleşti
kelimelerim
bir türlü kesişmedi
kendimi dinledim sessiz konuşup
çokgen uçlara maskot
değerim...
MUTLU MAZGAL
Cumartesi, Ekim 17, 2009
Pazartesi, Eylül 07, 2009
RAKIDAN İSİMSİZ ŞİİRLER 15
yalnız geçmişte vardır kesinlik birde ölüme dek sürecek gelecekte
böylece insan için seçme kendini aşmaya doğru gittiği sürece
yartamak yada yok etmek
sevmek yada nefret etmek arasındaki seçimdir
yaratma içerisindeki insan
bi yaratık olma durumunu aşar
varoluşundaki edilgenlik rastlantısallığın üzerinde çıkar
kendisini amaçsızlık ve yücelik alanına yüceltir
esiri olduğumuz kültür bizim zayıflığımız
hangi olgu yaratır bizi yeniden
yağmur ıslak mazeretler yükledikçe büyüyen yangınlara
biri milyara böler ya olgu
milyarı bire sığdıranın kendisi
sıfatları yüklemleri özneleri.....
MUTLU MAZGAL
böylece insan için seçme kendini aşmaya doğru gittiği sürece
yartamak yada yok etmek
sevmek yada nefret etmek arasındaki seçimdir
yaratma içerisindeki insan
bi yaratık olma durumunu aşar
varoluşundaki edilgenlik rastlantısallığın üzerinde çıkar
kendisini amaçsızlık ve yücelik alanına yüceltir
esiri olduğumuz kültür bizim zayıflığımız
hangi olgu yaratır bizi yeniden
yağmur ıslak mazeretler yükledikçe büyüyen yangınlara
biri milyara böler ya olgu
milyarı bire sığdıranın kendisi
sıfatları yüklemleri özneleri.....
MUTLU MAZGAL
Cumartesi, Mayıs 30, 2009
EKMEK ŞARAP
bir de sabahın dördü
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen'e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş....
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak....
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
`timur 'ken beyazıt'ı yenişimi....
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shaskespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsinde görsün....ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
islak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...
ekmek şarap sen ve ben
birde sabahın dördü......
ihsan yüce
dışarda kar
odamız ılık
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir çocukla yattığını
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını
kıskandım gogen'i tahitilim
terlemiş vücudunu silerken
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini
saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum
güneşi doğurmuştu ölü cisim
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında
nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim sahra-i kebirim
kahrettim her şeye o gün
babanın şarap çanağına,
gogen'e,
kadere,
sana,
bana ,
bir de gittiğin arabanın tekerine
ne diyordum arkadaş....
diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim
ama içerken düşünmem neden içiyorum diye
daha sonra yaparım hayatın felsefesini
sırayla olurum fatih, selim, kanuni
bazen kadın hamamında tellak....
bazen christoph colomb
napolyon'ken düşünürüm elbede geçen günleri
`timur 'ken beyazıt'ı yenişimi....
bir kere aristo'nun hocası olmuştum
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
bazen jan dark'ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum
eğer daha da içersem
shaskespare halt etmiş derim karşımda
salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte mozart'ın aradığı melodi bu diye gülerim
enayiymiş be platon...
bir içsinde görsün....ne felsefesi varmış bu hayatın
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu
islak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline
ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserin bir sarhoş....
ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim...
ekmek şarap sen ve ben
birde sabahın dördü......
ihsan yüce
Salı, Mayıs 12, 2009
SUSKUNLUĞUMA
''boş boş dururken manzara olsun diye yaratmak kolay
çağrışımları şekle bürümek an meselesi
çaresizlik iki ucu boklu değnek''
aklıma ziyan vurmuşum
varki anlaşılmamanın sosyal olgusu
anlatmışlıklarıma kibrit suyu
sustum
hangi mücadelenin yorgunluğu
vazgeçişlerimin ikircik suskunluğu...
mutlu mazgal
çağrışımları şekle bürümek an meselesi
çaresizlik iki ucu boklu değnek''
aklıma ziyan vurmuşum
varki anlaşılmamanın sosyal olgusu
anlatmışlıklarıma kibrit suyu
sustum
hangi mücadelenin yorgunluğu
vazgeçişlerimin ikircik suskunluğu...
mutlu mazgal
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)